9 Ağustos 2010 Pazartesi

Evetçilere çevre baskısı


12 Eylül’deki referandumda evet oyu vereceğini açıklayan soldan sağa, ülkücüden Kürt yazarlara kadar herkes bu kararlarından dolayı mahalle baskısına maruz kalıyor

Anayasa referandumu, Türkiye’de yeni bir mahalle baskısı tartışması da yarattı. Aralarında solcu, liberal veya demokrat, Kürt kökenli ve milliyetçilerilerin de yer aldığı isimler, CHP, MHP ve BDP’nin hayır ve boykot kampanyasına uymadıkları için mahalle baskınına uğradıklarını, söylüyor Mahalle baskısı o kadar ileri gidiyor ki, evet diyenlere karşı küçük düşürücü ve hatta irite edici boyutlara ulaşıyor.

BİZİ KÜÇÜMSÜYORLAR 

Demokrat Parti’nin eski lideri Süleyman Soylu da bir mahalle baskısından bahsediyor. evet dediği için partisinin disiplin kurulan sevkedilen Soylu, “ Referandumda evet vereceğini söyleyen arkadaşlarıma, küçümseyici, irite edici davaranışlar söz konusu. Yumuşak karnı nereden buluyorlarsa, oradan yürümeye çalışıyorlar. Hedef, 82 anayasası ve 61 anayasasının özüne dokundurtmamaya çalışmak.

DİNLEYİNCE DEĞİŞİYORLAR

Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun da mahalle baskısını hiseddenlerden. Altun kararını “Ama insanlara anayasa değişikliklerinde neler olduğunu teknik olarak anlatınca ‘Demek öyle, biz de evet diyoruz’ diyorlar. Baskı var. Yok değil, Telefonla arayanlar var. Hepsine izah ediyorum. Özür diliyorlar sonra. Türkiye’de evet hayır bloklaşması var” diye konuşuyor.

DEĞİŞİMİ ANLAYAMIYORLAR

Oyuncu Lale Mansur çevresinden bir baskı görmediğini belirterek “İnsanlar akıllarındaki ezberlenmiş şeyleri bozamıyorlar. Bu şekilde mahalle baskısı yaratanlar ne kadar faşistçe davrandıklarını göremiyorlar. Değişimin önünde durarak, dünyayı anlayamıyorlar. Ben yaşamadım ama yaşayanların durumlarını anlayabiliyorum” dedi.

BİZE TEHDİTLER BİLE GELİYOR

‘Evet mahalle baskısı var’ diyen Ümit Fırat’ta, evet diyenlere baskı, hatta tehdit olduğunu söyledi. Fırat, şunları söyledi: “BDP’ye yön veren siyaset oylamalara katılmamalarını da söyledi. Oylamalara katılırlarsa hayır diyemeyecekleri maddeler var. Bunu da zaten itiraf ettiler. Baskı, hayırcılarda ve boykotçularda daha yüksek var. BDP’de alenen var. Hain diyor toplum dışı sayıyor ki bu tehdittir yani.

OYA BAYDAR

Demokrasiyi hazmedememiş insanlar baskı yapar

Bu büyük bakıdan nasibini alanlardan biri Türk edebiyatının önemli yazarlarından Oya Baydar. 12 Eylül anayasasının bir şekilde değişmesine evet diyeceğini ifade eden Baydar, sol çevrelerden mahalle baskısı görmeye başladı. Solcu bir yazar olarak anayasa evet dediğini açıklayan Baydar, evet kararının ardından mahalle baskısı gördüğünü açıkladı. Evet diyenlere kendi çevresi ve örgütünden mahalle baskısı gelebildiğini kaydeden Baydar, “Demokrasiyi henüz hazmedememiş insanlar mahalle baskısı başlatı denilebilir” dedi. Arkadaşlarından ve okurlarından tepkiler geldiğini anlatan Baydar, “T 24’te yazıyorum, bana mesaj atarak ‘Soldan gelen birisin, evet nasıl dersin’ diyorlar. Ben her zaman ‘Yapana değil yapılana bak’ derim. Yapılan işler benim kafama göre doğru ise yandaş olurum. MHP’den de gelse CHP’den de gelse. Referandumda oylanacak değişiklikleri eksik ve özürlü buluyorum. Yine de vesayetçilğe karşı bireysel özgürlüğü geliştirdiği için yetmez ama evet diyorum. Bu konuda çok fazla isteyip bir şey elde edememektense evet diyorum.”

star 09.08.2010

5 Ağustos 2010 Perşembe

Erdoğan'a referandum desteği


Yaş'a katılmayarak çalışmalarını Başbakanlık Resmi Konutu'nda sürdüren Başbakan Tayyip Erdoğan, Lale Mansur, avukat Mehmet Uçum ve Anayasa Mahkemesi raportörü Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can'dan oluşan Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları girişimi heyetini kabul etti. Mansur ve beraberindekiler Erdoğan'a geçen ay çıkarılan taş atan çocuklarla ilgili düzenleme için teşekkür ederken, referandumda 'evet' desteği vereceklerini söyledi.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

'Evet' dememek için kör olmak gerek


Görme engelli sanatçı Metin Şentürk, referandumda 'evet' diyecek. Gerekçesini de esprili bir şekilde şöyle açıklıyor: "Evet dememek için kör olmak gerekir."

Sanat dünyasının ünlü isimlerinden referanduma ardı ardına destek geliyor. Görme engelli Metin Şentürk de 'evet' diyecek sanatçılar arasında. Engeline rağmen hayat neşesini hiç kaybetmeyen ünlü sanatçı, referanduma ilişkin de esprili bir yorum yapıyor: "Evet dememek için kör olmak gerekir." "Vatanın birliği ve bütünlüğü için atılacak adımların sağcısı solcusu olmaz." diyen ünlü sanatçı, "Bu ülkenin ekmeğini yiyen herkesin vatana borcu var. En az borçla gitmek için referandum bir fırsat." değerlendirmesinde bulunuyor.

Ünlü sanatçı, paketin engellilere getireceği pozitif ayrımcılıktan umutlu. Değişiklik sayesinde eğitim, istihdam ve sosyal hakların verilmesi konusunda adımlar atılacağını dile getiren Şentürk, değişiklikten sonra yerel yönetimlerin engelsiz yaşam için ciddi adımlar atacağı görüşünde. Anayasa değişikliği paketinde engellilere yönelik pozitif ayrımcılığı öngören birinci maddenin 336 oyla geçtiğini hatırlatan Metin Şentürk, muhalefete ise kırgın. Aynı zamanda Dünya Engelliler Vakfı başkanı da olan Şentürk, "Engellilere götürülecek hizmetin sağı, solu, siyaseti olmaz. İsterdim ki en azından çocukları, engellileri, şehit yakınlarını ve gazileri ilgilendiren birinci madde üzerinde herkes uzlaşsın. Bu maddeye el kaldırmayan vekillerin 'hayır'ı çok hayırsızdı." ifadelerini kullanıyor. Şentürk, 1980 darbesinin olduğu yıllarda 14 yaşında bir ortaokul öğrencisiymiş. Boğaziçi Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde yatılı okuyan Şentürk, silah seslerinin gölgesinde geçirdiği günleri dün gibi hatırlıyor. Ünlü sanatçı, "70'lerin sonu oldukça gergin geçiyordu. Sokaklarda sağ-sol çatışmaları, okul çevresinde kavgalar oluyordu. Odamı paylaştığım diğer görme engelli 7 arkadaşımla panik içinde dolaplarımızı kapının arkasına dayayıp endişeyle bekliyorduk." diye konuşuyor. Şentürk, darbeden doğrudan etkilenmemiş ama 'can dostum' dediği birçok arkadaşı hapishanelerde işkence görmüş. Şentürk, "Darbeyi anlamak için illa kendimizin işkence görmesine gerek yok, yakınlarımızın acısını da içimizde hissediyorduk." yorumu yapıyor. Değil darbe ihtimali, bu kelimeyi bir daha duymaya bile tahammülü olmadığını söyleyen ünlü sanatçı, "Vatanını milletini seven, bu vatan üzerinde istikrarı ve barışı en iyi şekilde yaşamak isteyenler sağduyulu davranmalı ve barışa el uzatmalı." çağrısında bulunuyor.

İnsanların değişiklik paketini tam olarak okumadığı ve bilgisizlikten dolayı 'hayır' dediklerini belirten Şentürk, körü körüne evet veya hayır diyenlere karşı. Metni okuyanların fikirlerini değiştireceğine inanan ünlü sanatçı, 'hayır' oyu vereceğini açıklayan pek çok kişinin de sandık başına gittiğinde fikrini değiştireceği görüşünde. Gerekçesini de şöyle açıklıyor: "Ben hayırcıların samimi açıklamaları olduğuna inanmıyorum, o gün sandık başına gittiklerinde vicdanlarıyla baş başa kalacaklar. Her şeyden önemlisi, yaşadıkları işkenceler gözlerinin önünden geçecek. Acıyı bir daha yaşamama ihtimali elinize geçerse onu kullanmak istemez misiniz?"

Zaman 31.07.2010

Bahçeli o günleri bilmiyor, Türkeş olsa 'Evet' derdi


Ülkücü camianın önde gelen isimlerinden Abdullah Kılıç, 12 Eylül darbesinden sonra MHP davasında yargılanan ve aralarında Namık Kemal Zeybek, Muhsin Yazıcıoğlu, Yılma Durak gibi isimlerin de bulunduğu 'Eğitimciler grubu'nun içindeydi.

İdamı istendi. Dava sonucunda 2 yıl cezaevinde yattı. Anayasa değişikliğine destek veren Kılıç, MHP yönetiminin referandumda 'hayır' saflarında yer almasına da ilginç bir yorum getirdi. Kılıç, "Devlet Bahçeli (Genel Başkan) bu işleri bilmiyor. Kimin ne yaşadığını bilmiyor. Alparslan Türkeş'in şu anki MHP zihniyetiyle alakası yoktu. Referandumda kesinlikle 'evet' derdi. Çünkü o, çok çekti ve neler çekildiğini iyi biliyordu." dedi. Bazı MHP milletvekillerinin de parti kararına uymayıp 'evet' oyu vereceğini düşünen Kılıç, ülkücülerin 'hayır' oyu kullanmaya vicdanlarının izin vermeyeceğini söyledi.

Abdullah Kılıç, darbe sonrası günleri, "Rahmetli Türkeş dahil bütün ülkücüler hayvan vagonuyla getirildiler mahkemeye. Yedi gün Mamak Cezaevi'nde kafeste kaldık. O kafeste 36 kişi bir tek kaşıkla yemek yedik. Günlerce su verilmedi." sözleriyle anlatıyor. Oradan sözü referanduma getirerek, "O işkenceleri yaşamış, oradaki adalet yoksunluğunu gören bir insanın bugün bu cunta anayasasından yana tavır koyması çok yanlıştır." diye konuşuyor.

Kılıç'ın referanduma yüklediği anlamlar da çok farklı. Bunu, 'milletin ayağa kalkması' meselesi olarak görüyor. Milletin, ellerinin arkadan ayaklarına bağlı olduğunu söyleyen Kılıç, "Bu milletin ellerinin çözülmesi ve ayağa kalkabilmesi için anayasa reformuna 'evet' denmesi gerekiyor." görüşünde. Bu nedenle de muhalefet partilerinin referandumu iktidarın oylanması şekline dönüştürerek hatalı bir tavır takındıklarını savunuyor. "Bu çok büyük bir stratejik hatadır ve sonuçlarına katlanacaklardır." diyor.

İlk defa milletin önüne büyük bir fırsat geldiğini vurgulayan Abdullah Kılıç, 'evet' oyunun yüzde 60'tan az çıkması halinde üzüleceğini ifade ediyor. 80 ihtilalinden önce yapılan psikolojik savaşın şimdi MHP tarafından yapılıyor olmasına da çok içerlemiş. Psiko-teknik yöntemlerin kullanıldığı bu propaganda ile bir insanın babasını bile öldürebileceğini söylüyor. Bu çerçevede, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural'ın vuvuzelayla basın toplantısı yapmasını da sert bir dille eleştiriyor: "O Afrika zurnasını bu millet seçimlerde o kişiye öttürecek. Böyle bir ayıba ne lüzum var!"

CHP'nin tavrını da eleştiren Kılıç, referandum için 'hayır' oyu istemeden önce partinin kendisini değiştirmesi gerektiğini belirtiyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun cami avlusunda vatandaştan oy istemesine de kızgın. Tepkisini de şöyle dile getiriyor: "Kılıçdaroğlu, cuma salasında insanlardan oy istiyor. Bu, milleti tanımamaktan kaynaklanıyor. Bir kere camide siyaset yapmak yanlıştır. İçine girmediğin caminin avlusuna girip oy istemek o millete saygısızlıktır. Millet bunların hepsini not ediyor ve yeri geldiğinde dersini veriyor."

Prof. Ünal: MHP'lilerin yarısı referandumda 'evet' der

Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal, "MHP'lilerin en az yüzde 50'sinin 'evet' vereceğini tahmin ediyorum." dedi. MHP, Türk milliyetçiliği ve demokrasi konularında birçok makalesi bulunan Prof. Ünal, "Bence MHP saçma sapan bir politika takip ediyor. Genel Merkez, tabandan kopuk politikalar izliyor. Partiyi CHP çizgisine getirdiler. Referandumda 'evet' çıkarsa parti içinde tartışmalara da sebep olacaktır. MHP Genel Merkezi'nin politikalarının sorgulanacağı kesindir." değerlendirmesini yaptı. Prof. Ünal, anayasa oylamasında en az yüzde 55 'evet' çıkacağını tahmin ederken, "Böyle bir durumda MHP seçmeni de kendi partisini sorgulayacak. Ciddi kırılmalar meydana gelecektir. 12 Eylül'de yapılan darbede zarar görmüş çok MHP'li var." diye konuştu.

Zaman / 03.08.2010

Seçmen sayısı 49,5 milyon

Gümrük kapılarında oy verme işlemi resmen başladı. İlk gün 900 kişi oy verdi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ali Em, 12 Eylül’de yapılacak halk referandum için seçmen kütüklerinin yenilenmesi işlemlerini tamamladıklarını belirtti. YSK Başkanı Em, 12 Eylül günü yaklaşık 49.5 milyon seçmenin 151 bin 500 sandıkta oy kullanacağını duyurdu. Yurt içi seçmenleri arasında erkek seçmen sayısı 24.385.321, kadın seçmen sayısı 25.069.948 olurken yurtdışı erkek seçmen sayısı 1.351.834, kadın seçmen sayısı 1.204.501 kişi olarak açıklandı. “9 olan gümrük kapısı sayısı ise 25 oldu” diyen Em, bugün itibariyle 900 gurbetçi vatandaşımızın sandıklarda oy kullandığını da sözlerine ekledi.

Öte yandan referandum için yurt Gümrük kapılarında oy verme işlemi, halk oylamasının yapılacağı 12 Eylül Pazar günü YSK’nın o çevre için belirleyeceği halk oylamasının bitiş saatine kadar devam edecek.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

İzmir 'muhalif' duruyor

Ege notları EGE Sanayicileri ve İşadamları Derneği ESİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nda konuşmak üzere bu sene Merkez Bankası eski Başkanı Süreyya Serdengeçti ile basından ben davetliydim.
Cumartesi günü Çeşme’de bir otel salonunda yapılan toplantı Atatürk’le birlikte “ülkemizin güvenliğini için hayatını kaybeden şehitlerimize” saygı duruşu ile başladı.
Konsey Başkanı Kemal Çolakoğlu ‘Egeli’ bir konuşma yaptı, kuvvetli Atatürk ve laiklik vurgusuyla...
Çolakoğlu, terör devam ederken “ülkenin güvenliğini emanet ettiğimiz üst düzey komutanların gözaltına alınmasının yarattığı zaafiyetlerden” duyduğu kaygıyı belirtti.
Gündemin birinci maddesi ekonomi olmalıydı, halbuki “ya terör, ya siyasi çekişmeler ve rejim tartışmaları” buna engel oluyordu.

İki kesimin kusurları
ESİAD Başkanı Sıtkı Şükürer, Türkiye’nin “Özal’a kadar dışa kapalı, hamaset yüklü fakir bir Üçüncü Dünyalı olarak yaşadığını” anlattı. Değişim Özal’la başlamıştı ama “ithal ikameci ekonomi ile zenginleşmiş Cumhuriyet burjuvazisi değişime hep ihtiyatla bakmış... askeri müdahaleleri timsahın gözyaşlarıyla karşılamıştı!”
Laikliği çağdaşlık için yeterli sanıyorlardı...
Muhafazakarlar ise, “sezgisel bir tutumla” küreselleşmeye ve demokrasiye yönelerek “çağa tutunmayı başarmışlardı.” Ama onların da kusuru “biat kültürü ve dışlayıcılık”tı.
İki kanadın kusurları temel konularda mutabakatı engelliyordu.

‘Dışlanmışlık’ hissi
Salonda iktidar tarafından “dışlandıkları” hissi var. Konuşmalarda “dışlanma” kelimesi geçtiğinde, “korku, otosansür, baskı” gibi kavramlar kullanıldığında ya da referandum için “hayır” iması yapıldığında alkışlar yükseliyordu.
Ben de konuşmamda Türkiye’nin önündeki büyük ufku anlatırken alkışlandım, ama referanduma sunulan metni genelde olumlu bulduğumu söylememin soğuk karşılandığını hissettim.
Özgürlük kavramının dünyada son elli yılda nasıl değiştiğini anlattığımda, Batılı bir demokrasiyi vurgulamam iyi karşılandı ama üniversitede türban yasağının yanlış oldugunu söylememi eleştirenler oldu.
Sohbet ettiğim Egeli işadamlarının çoğu hayırcı, azı evetçi idi. En çok yakınma konusu da “hükümetin muhafazakarlara kayırıcı, muhafazakar olmayanlara dışlayıcı” davrandığı şeklindeki algılamalarıydı.
Kürt meselesinde haklı bir hassasiyet var; bu yüzden her “reform” kelimesine ihtiyatla bakıyorlar.
Ben konuşmamda “muhafazakar AKP’nin liberal yönde, Atatürkçü CHP’nin sosyal demokrat yönde açılım yapmasının” ülkedeki ideolojik gerilimi düşüreceğini söylediğimde genel tasvip gördüğünü hissettim.

Kitap sözü
Süreyya Serdengeçi’nin konuşması fevkalade parlaktı. Krizin geçen yıl dibe vurduğunu, çıkış başladığını ama bunun epey uzun süreceğini anlattı, “rehavetten sakınmak gerekir” diye uyardı.
Türkiye, acı da olsa, “yapısal reformlar”ı yapmadıkça hem dış ticaret açığından hem istihdam sorunundan kurtulamazdı. Ekonomiyi yönetenler özellikle bu konuda zaman zaman Serdengeçti’yle görüşseler iyi olur.
Serdengeçti’den bir söz aldım: Merkez Bankası tecrübesini ve ekonomiye ilişkin görüşlerini kitap olarak yazacak...
Böyle bir kitabı yazması için üzerinde bir de kamu oyu baskısı kurmak amacıyla burada açıklıyorum bunu!

İzmir Belediyesi
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Aziz Kocaoğlu dürüst ve başarılı bir yöneticidir, takdir ettiğim bir dostumdur. Yemekte sohbet ettik. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’la beraber bir ulaştırma projesinin temelini atmışlardı. Binalı Yıldırım’dan “dürüst, çalışkan, bilgili” diye övgüyle bahsetti, “Binali Bey dışlayıcı değil” diye vurguladı.
Ben de Binali Yıldırım’ın en başarılı bakanlardan biri olduğunu söyledim, gerçekten öyledir.
Kocaoğlu’na, tarihe miras bırakacağı en büyük projesini sordum, şu cevabı verdi:
- Temiz, yüzülür ve balıkların dolaştığı bir Körfez...